X Facebook WhatsApp 30 Ekim 2026 0 0

Sivas’ta Bulunan Tabletler Hititlerin Gündelik Yaşamını Anlatıyor

Sivas’ta Bulunan Tabletler Hititlerin Gündelik Yaşamını Anlatıyor

Sivas’ta bulunan çivi yazılı tabletler, başkent Hattuşa dışındaki Hititlerin inançlarına, salgınlarına ve gündelik yaşamına ışık tutuyor.

Hitit tabletleri, Mısır’ın Yeni Krallık dönemiyle boy ölçüşebilen ve ardından ortadan kaybolan Hititlerin yaşamlarına ışık tutuyor. C: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Yeni bulunan çivi yazılı tablet arşivi, dinsel ritüellerden bir salgında hayatını kaybeden bir prensese kadar Hitit İmparatorluğu’ndaki insanların gündelik yaşamlarını gözler önüne seriyor.

Sivas’taki Kayalıpınar’da çalışan arkeologlar, Hititçe ve Hurrice yazılmış ve Hitit Kralı II. Tudhaliya’nın saltanatı dönemine, yaklaşık MÖ 1.400’e tarihlenen 131 çivi yazılı tabletin keşfini duyurdu. Yeni tabletler, Hitit uygarlığına dair bilgilerimizi kapsamlı biçimde kazılmış başkentin sınırlarının ötesine taşıyor ve araştırmacıların, geleceği kehanetle okumaya çalışan rahiplerden daha önce bilinmeyen bir salgın nedeniyle hastalanan bebek bir prensese kadar bu geniş imparatorluğun başka bölgelerinde yaşayan, savaşan, ibadet eden ve ölen insanların yaşamlarına daha iyi erişmesini sağlıyor.

Kayalıpınar kazıları, Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Maner başkanlığındaki ekip tarafından yürütülüyor.

Keşif, daha önceki buluntularla birlikte Hititlerin yaşamlarını Mısır firavunlarının bıraktığı yazıtlara dayanmak yerine kendi sözlerinden öğrenmemize de olanak tanıyor. Arkeologlar bu kil tabletleri çözerek, Geç Tunç Çağı’nda bugünkü Türkiye ve Suriye topraklarında ortaya çıkan, Yeni Krallık Mısırı’nın gücüne rakip olacak kadar büyüyen ve ardından görünüşe göre ortadan kaybolan bir imparatorluğun önemli ama parçalı tarihini sonunda gün ışığına çıkarıyor. Hititler Hint-Avrupa dil ailesinden bir dil kullanıyordu ve katipler bu dili, heceler ve ünlüler için işaretler kullanan çivi yazısı adlı bir yazı sistemine uyarlamıştı.

(İlgili: Yeni Bulunan Hitit Tabletleri Salgını ve Bebek Prensesi Anlatıyor)

Ancak günümüze ulaşan Hitit tabletlerinin çoğu nüfusun tamamını temsil etmiyor: Yaklaşık 30.000 tablet ve tablet parçası, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa’dan (bugünkü Boğazkale) geliyor ve bu arşiv büyük ölçüde kraliyet kalesinden seçkinlerin ve kraliyetin bakış açılarını aktarıyor. Bu da Kayalıpınar’daki bu kazılara kadar yüzlerce başka Hitit kentinde yaşayan insanların gündelik yaşamlarının ve ritüellerinin daha az bilindiği anlamına geliyor.

Kayalıpınar, antik çağda dinsel ve ticari bir merkez olan ve Tudhaliya’nın saltanatı döneminde önemli bir askeri başkente dönüşen Hitit kenti Šamuḫa’nın bulunduğu yerdi. Yeni ortaya çıkarılan tabletler, aynı alanda 2025’te bulunan 53 tabletle birleştirildiğinde, 184 yeni belge kentte yaşayan insanlara dair bilgi sunuyor.

Falcının krala gönderdiği bir diğer tablet, bebek prensesin henüz yeri tespit edilemeyen Ziulila kentinde hastalandığını da ortaya koyuyor. C: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Kazıda yer almayan arkeolog ve Tunç Çağı uzmanı Eric Cline, başkentin dışında bulunmuş çok az arşiv olduğunu ve Šamuḫa’dakilerin bunların ilklerinden olduğunu söylüyor. Cline’a göre tabletler burasının önemli bir Hitit kenti olduğunu bir kez daha doğruluyor.

Yeni tabletler Hitit dinini, bürokratik işleyişi ve devletle bağlantılı idari yaşamı ortaya koyuyor. Tabletler aynı zamanda büyük bir kargaşaya da işaret ediyor. Tabletlerin yazıldığı imparatorluk döneminde, dağlık bölgelerde yaşayan Kaşka kabileleri başkent de dahil olmak üzere Hitit kentlerine saldırıyordu. Bu da Šamuḫa’yı, Tudhaliya’nın saltanatı döneminde ilerleyen akıncılara karşı direnişte çok daha önemli bir askeri merkez hâline getirdi. Yalnızca birkaç on yıl sonra I. Şuppiluliuma döneminde Hititler ordularını, topraklarını ve jeopolitik güçlerini en üst düzeye çıkaracaktı.

Tabletler ayrıca Tunç Çağı’nda hastalıkların ne kadar yaygın olduğunu da gözler önüne seriyor ve tarihçilerin daha önce bilmediği bir salgına dair ayrıntılar içeriyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, yaptığı bir açıklamada, yeni tabletlerden bazılarının kentten kente yayılan yüksek ateşli bir salgından söz ettiğini belirtti. Chicago Üniversitesi’nde Hitit ve Anadolu Dilleri alanında emeritus profesör ve Chicago Hititçe Sözlük Projesi’nin emeritus editörü Theo van den Hout, yeni bildirilen salgının yeni bir veba gibi göründüğünü söylüyor. Van den Hout’a göre bu salgın, yaklaşık MÖ 1.321 ile 1.295 yılları arasındaki II. Murşili döneminde görülen ve iddiaya göre Mısırlı savaş esirleri tarafından “getirilen” daha sonraki salgın kesinlikle değil.

Yeni tanımlanan salgın özellikle Hitit çocuklarını ve bebeklerini etkiledi. Tabletlerin bazıları hastalanan bebek bir prensesi, ardından salgın nedeniyle ölümünü ve cenazesi için düzenlenen ritüelleri bile anlatıyor. Buluntular daha önceki keşiflerle birlikte, Hititlerin hastalıklarla mücadele etmek için dinden nasıl yararlandığına dair anlayışımızı güçlendiriyor. Van den Hout’un dikkat çektiği gibi, Hattuşa’dan çıkan daha geç tarihli birkaç çivi yazılı tablet, II. Murşili’nin bir kâhine danışmasını ve halkını öldüren vebanın sonunda kalkması için Hatti Fırtına Tanrısı’nı yatıştırmak üzere attığı adımları anlatan II. Murşili’nin Veba Duaları gibi ritüelleri ortaya koyuyor.

Tabletler ayrıca Hitit dininin Yakın Doğu’da yaygın olan başka yönlerine, örneğin kuşların, kuş seslerinin ve uçuş yollarının incelenmesi anlamına gelen kuş falcılığına da işaret ediyor. Bu uygulama pek çok Akdeniz dininde tanrıların iradesini yorumlamanın önemli bir parçasıydı. Ersoy açıklamasında, yeni yazıtlardan bazılarının Hitit kuş falcılarının izlediği güzergâhları ve gözlemlerini kaydettiğini ve Hititlerin kehanet uygulamalarına dair daha önce bilinmeyen bilgiler sunduğunu belirtti. Yeni tabletler, alanda 2023’te bulunan ve belirli kuş uçuş yollarının yorumlanmasına da değinen bir tabletle birlikte ele alındığında, antik din uzmanı Ian Rutherford’un “büyük ölçüde belirsiz” olarak nitelendirdiği bir uygulamaya dair daha derin bir anlayış sunuyor.

Šamuḫa’da kazılarak çıkarılan yeni tablet arşivi, Hititoloji alanında heyecan verici ve dönüştürücü bir döneme denk geliyor. Hattuşa’da kazı yapan arkeologlar yakın zamanda, MÖ 1.269’a tarihlenen ve dünyanın bilinen en eski barış antlaşması olan Kadeş Antlaşması’na ait bir parça ortaya çıkardı. Würzburg Julius-Maximilians Üniversitesi ve Mainz Bilimler ve Edebiyat Akademisi’nden önde gelen araştırmacılar da artık Hitit katiplerinin olası kimliklerini ayırt etmek ve çeşitli parçaları tarihlendirmek için yapay zekâdan yararlanıyor. Bu keşiflerle birlikte kayıp bir imparatorluk, içinde yaşayıp ölen kuş falcıları, prensesler, askerler, katipler ve çocuklarla birlikte yavaş yavaş yeniden hayat buluyor.


National Geographic. 26 Ekim 2026.

Bir yanıt yazın